Connect with us

DÜNYA

Sabancı’ya şok! Atatürk düşmanlarını konuşturuyorsunuz

Sabancı'ya şok! Atatürk düşmanlarını konuşturuyorsunuz
Türkiye’de Radikal İslamcı, fetö ve teröristlerin sürekli hedefi olan Mustafa Kemal Atatürk için Amerika Atatürk Derneği Yönetim Kurulu bir açıklamada bulundu, açıklamada Sabacı için büyük bir şok olduğu görüldü!
Amerika Atatürk Derneği Yönetim Kurulu’ndan, Sabancı Kuruluşları Mütevelli Heyetlerine çarpıcı bir mektup gönderdi. Mektupta, milli bayramlarda Atatürk ve cumhuriyeti överek kutlayan, basın bildirileri ve reklamlar veren Sabancı Kuruluşlarının, yurt dışında ise tam aksi faaliyetlerde olduğuna dikkat çekildi.

ODA TV’de yer alan habere göre, Amerika Atatürk Derneği’nden Sabancı’ya tartışma yaratacak Atatürk uyarısı geldi.

Dernek tarafından Sabancı Kuruluşları Mütevelli Heyetlerine gönderilen mektupta, ABD’deki Columbia Üniversitesi’nde Sabancı Holding’in katkıları ile kurulan Türk Enstitüsü’ndeki programlara dikkat çekilerek, “Türk enstitüsü, yıllardır Türkiye düşmanlarını akademik konferanslar kisvesi altında bir araya getirmektedir” denildi.

Son olarak Ekim ayındaki iki konferansa dikkat çekilen mektupta, Kürt kökenli vatandaşların durumunu ABD’de işkence gören siyahilerle karşılaştıran Fatma Müge Göçek ile Atatürk’e “diktatör, faşist” diyen, devrimleri küçümseyen Ryan Gingeras’ın konferans verdiğine dikkat çekildi.

“Fark ettik ki, Türkiye ile ilişkili konu ne olursa olsun, konuşmacının Ermeni Soykırımı iddiasından söz etmesi gerekiyor” denilen mektupta, “Yurt içinde milli bayramlarımızda ulu önder Atatürk ve Cumhuriyetimizi överek kutlayan, basın bildirileri ve reklamlar veren Sabancı Kuruluşları, ne yazık ki yurt dışında tam aksi faaliyetlerde” denildi.

İşte Amerika Atatürk Derneği Yönetim Kurulu’nun yazdığı mektup:

“Sabancı Kuruluşları Mütevelli Heyetine,

Columbia Üniversitesine yıllar önce sağladığınız “endowment” ile kurulan Türk enstitüsü, yıllardır Türkiye düşmanlarını akademik konferanslar kisvesi altında bir araya getirmektedir. Bunun son örneğini, Türk Enstitüsü tarafından Ekim ayında düzenlenen iki programda gördük:

1- Kürt kökenli vatandaşların durumunu ABD’de işkence gören siyahilerle karşılaştıran, Fatma Müge Göçek, “Origins of Contemporary Violence in Turkey and the United States”, 14 Ekim 2020

2- Atatürk’e diktatör, faşist lakaplarını kullanan, devrimleri küçümseyen Ryan Gingeras, “International Reflections on Elites and the Countryside in Atatürk’s Turkey”, 1931-1938″, 28 Ekim, 2020

Fark ettik ki, Türkiye ile ilişkili konu ne olursa olsun, konuşmacının Ermeni Soykırımı iddiasından söz etmesi gerekiyor. 2017 senesinde Almanya’da Potsdam Üniversitesinde kuruluşunuzun sözde Ermeni Soykırımı için düzenlenen çalıştaya baş sponsorluğu ve ev sahipliği yapma teşebbüsünü hatırlayınca, Columbia Üniversitesindeki Sabancı Türk Enstitüsü’nün bugünkü etkinlikleri bizi şaşırtmıyor, ancak büyük hayal kırıklığına uğratıyor.

Yurt içinde milli bayramlarımızda ulu önder Atatürk ve Cumhuriyetimizi överek kutlayan, basın bildirileri ve reklamlar veren Sabancı Kuruluşları, ne yazık ki yurt dışında tam aksi faaliyetlerde.

Biz, hepimiz, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet sayesinde varız. Sizin de bunun bilincinde olduǧunuzdan şüphe duymuyoruz. Bu gerçeǧe raǧmen, yurt dışı kuruluşlarınızda Atatürk ve Türkiye aleyhine konferanslar, çalıştaylar düzenlenlendiǧinden haberinizin olmadıǧı düşüncesindeyiz. Bu tür, ülkemizi düşmanca hedef alan etkinliklerin, kesinlikle karşısındayız. Sabancı Kuruluşları olarak ilerde Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti aleyhine benzeri etkinliklere izin vermemenizi beklemekteyiz.

Saygılarımızla,

Amerika Atatürk Derneği Yönetim Kurulu

 

DÜNYA

Ekrem İmamoğlu’na Suikast! Radikal İslamcılar (İŞİD)daha önce uyarmıştık!

Ekrem İmamoğlu'na Suikast! Radikal İslamcılar daha önce uyarmıştık!

Bir çok yazımızda radikal islamcı terörist grupların kime ve kimlere karşı olduğunu defalarca yazdık.

Türkiye’de olan heykelleri put sanan radikal İslamcı teröristler kime karşı?

Bu gün ise konu hakkında bazı kanallarda adı gecen olaya değinmek gerekiyor. Maalesef siyasi olarak Türkiye iyi şekilde yönetilmiyor, binlerce kişiyi Türkiye’de savaştan kaçtı ve bir şekilde yaşıyor, Avrupa ise onlar Türkiye’de kalacak sözünü aldı ve o terörist gruplar bir şekilde sızma yaparak veya propaganda yaparak bazı olaylara değinmeye çalışıyor.

Ülkedenim maalesef yarıdan çoğu siyasetçi kişilerin algı kampanyası ile karşı karşıya kalıyor gazete ve TV kanallarında TV kanalları halkı zaten bölmüş durumda.

İŞİD için paha biçilmez olanda zaten bu bölünmüş bir halt bir patlama ile zaten kaosa dönüşür, işte Avrupa’nın istediği zaten bu tabii Türkiye istihbarat anlamında güçlü, daha önce PKK’da CHP liderine suikast yapmaya kalkmış ve son anda yakalanmıştı.

Neden Atatürk ve neden heykeller!

Çünkü savundukları uyduruk din ile halkı kandırmak oldukça kolay oysa PUT denen şeyden uzak olan ahmaklar ve cahiller bunlara kapılıyor, sosyal medyada binlere algı operasyonu yönetiyor bu gurup, özellikle kendilerine ihvan diyen bir grup çıktı bu grup aslında İŞİD tarafından Türkiye’ye sokuldu ama cemaatlerde veya tarikatlarda bunları kabul etti aman canım ne zararı olacak diyerek.

Şimdi ise Hedef’te Atatürk ve Osmanlı padişahları var, ilk hedef Atatürk çünkü onu yıkarlarsa o algıyı diğerleri yıkmak daha basit olacak. Çünkü Muradı bir zihniyet yok, OSMANCI bir zihniyet Türkiye’de yok ki yıksınlar.

Aynı algı ile binlerce put kırıldı o putlara kimse tapmıyordu zaten.

Şimdi daha dikkatli olmak lazım, bir şekilde Türkiye’de olan Mültecileri ve özellikle Suriyeli başta olmak üzere ayırt etmeden göndermek gerekiyor,

Sakın vatandaşlık vermeyin!

Vatandaşlık vermek bu ülkeye hiçbir şey kazandırmaz bu topraklar para ile değil kan ile kazanıldı, Türkiye’nin nüfusu zaten yerinde! Para ile toprak vererek emlak satarak kendimizi kandırmayalım ve bir an önce Suriyeli, Afgan vb gruplardan kurtulmak devletin en baş görevidir. Yarın iki patlama olsa bunun bedelini çok ağır öder herkes. Halk zaten bilenmiş bir birine karşı, iki grup sokağa çıkarsa, ne asker ne polis nede bekçi durdurabilir.

Avrupa’yı ret ediyoruz ve ülkenin mülteci kampın destek olmanın şuursuz bir siyasi emel olduğunu görüyoruz uyardık ve uyarmaya devam edeceğiz.

Daha geçtiğimiz günlerde Radikal İslamcı bir terörist için göç idaresi evrak istemişti, efendiler, radikal İslam terörist grupların tepesinin omurgasıdır! Devlet şirket değildir, Bu devlet’de sahipsiz değildir, kendinize gelin, kendinize! Yarın Avrupa’da iki devlet çıkıp terörist besliyorsun dese ne diyeceksin? Yok desen bu yazışma ne diyecek ne cevap vereceksin efendim yanlışlık olmuş mu? Devlet bir hatayı bir kez yapar, on kez yaparsa inandırıcılığı kalmaz, kısacası, Türkiye’nin üzerinde olan kambur olan göçmen politikası derhal değişmeli biz Avrupa’nın sözünü değil kendi devletinin geleceğini düşünen bireyleriz.

Umarım Cumhurbaşkanı Erdoğan ve danışmaları bir an önce kendilerine gelir yoksa 2023 ‘de 3. parti olmaktan başka çare kalmaz, sonra mı ne olur, sonra kolay, kim gelirse gelsin ilk Suriye politikası değiştirir ve ilk seçimde %10 daha oy alır. Bu kadar basit. kendinize gelin.

Bakın CHP daha önce ve İYİ parti daha önce ne dedi, bir çok terörist grup ülkeye giriş yapıyor hepsini kontrol edemezsiniz dedi yapmayın dedi. Şimdi bunu CHP biliyor İYİ parti biliyor ‘da AK partili arkadaş bilmiyor mu? Elbet biliyor, beyler iyilik etmenizi anlıyorum ama bu iyilik onlarda yapılan en büyük kötülük, ülkelerine dönmemek için 5 yıl sonra her şeyi yapacaklar o gün çıkacak kaosu düşünün ve bunun bedelini bu zaman ki siyasetçiler öder üyelerde öder. Basit bir olay değil.

Ersoy k

 

Haberi Okumaya Devam Et

DÜNYA

Cumhurbaşkanı Erdoğan : Medya organları İslam düşmanlığı yapıyor !

 

Başkan Recep Tayyip Erdoğan TRT World tarafından düzenlenen TRT world forum açılışan da dünya gündemine dair çok önemli açıklamalarda bulundu.

 


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, çevrim içi düzenlenen TRT World Forum 2020’nin açılış konuşmasında önemli açıklamalarda bulundu. Erdoğan, Batı medyasının üç maymunu oynadığına dikkat çekerek, “Medya organlarının İslam düşmanlığı ve yabancı karşıtlığına bayraktarlık yapması gerçekten utanç vericidir. Basın özgürlüğü kılıfı altında sergilenen çirkeflikler, farklı din ve kültüre mensup insanların bir arada yaşama iradesini zehirlemektedir. Bu konuda ‘Özü Sözü İnsan’ felsefesiyle dünyaya açılan kapımız olan TRT’ye, özellikle de TRT World’e önemli sorumluluklar düşüyor.” dedi

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 1-2 Aralık tarihlerinde “Pandemi Sonrası Dünya’da Uluslararası Düzen ve Değişen Dinamikler” temasıyla bu yıl 4’üncüsü düzenlenen TRT World Forum 2020’nin açılış konuşmasını gerçekleştirdi. Pandemi nedeniyle sanal ortamda düzenlenen forumda video konferans yoluyla katılımcılara hitap eden Erdoğan, TRT World Forum’u dünya, bölge ve ülke için verimli tartışmaların zemini olarak gördüğünü söyledi.

TRT World Forum 2020’nin başarılı geçmesini temenni eden Erdoğan, iki gün boyunca çevrim içi olarak yapılacak oturumlarda dijitalleşmeden teknolojiye, ticaretten Suriye, Yemen ve Karabağ’daki çatışmalara kadar her biri diğerinden önemli konuların ele alınacağını belirterek, TRT yönetimini tebrik etti.

 

 

Koronavirüs salgınının hayatın her alanında derin izler bıraktığını ifade eden Erdoğan, şöyle devam etti: “Salgınla beraber ikili ilişkilerimizde, ekonomide, alışveriş yöntemlerimizde ve daha birçok alanda köklü değişiklikler yapmak zorunda kalıyoruz. Medya, siyaset ve uluslararası ilişkilerin de bu değişim dalgasından etkilendiğini görüyoruz. Bir süredir yükselmekte olan yeni medya araçları salgının ortaya çıkardığı tabloda daha da yaygınlık kazandı. Ticaretin yanı sıra basında da dijitalleşme öne çıkmaya başladı. Geleneksel medyanın etkisini tamamen yitirdiğini elbette söyleyemeyiz. Ancak yeni bir gerçeklikle karşı karşıya olduğumuzu da inkâr edemeyiz. İşin uzmanları tarafından TRT World Forum’da yapılacak tartışmaların bu noktada bizlere yeni ufuklar çizeceğine inanıyorum.”

“Medya organlarının İslam düşmanlığı ve yabancı karşıtlığına bayraktarlık yapması gerçekten utanç vericidir”

Suriye’de yüz binlerce sivilin kanını döken bölücü terör örgütü mensupları, batılı sözde prestijli dergilerin kapağını süslediğini ifade eden Erdoğan, uluslararası medya tarafından uygulanan çifte standarda ilişkin şu değerlendirmede bulundu:

“Ama aynı olaylar daha sonra Avrupa’nın farklı ülkelerinde yaşanınca bize basın özgürlüğü dersi verenler üç maymunu oynadılar. Paris’in göbeğinde haftalarca süren sarı yeleklileri görmezden geldiler. Fransız polisinin göstericileri kör eden orantısız müdahalelerinden hiç bahsetmediler. Fransız devlet organlarının medyaya yönelik ablukası karşısında eleştirel tek cümle kurmadılar. Benzer bir çifte standardın İsrail güvenlik güçlerinin Filistinlilere yönelik devlet terörünü andıran uygulamalarında da tekerrür ettiğini görüyoruz. Sokak ortasında elleri havada katledilen Filistinli çocuklar sözüm ona bu bağımsız medya organlarında haber değeri dahi taşımıyor. Daha birkaç gün önce Filistinli bir yaralıyı taşıyan ambulansın durdurularak yaralının apar topar gözaltına alınmaya çalışılması uluslararası basında hiçbir tepkiye neden olmadı. Hemen her gün şahsımı hedef alan iğrenç manşetleri ise burada söyleme gereği dahi duymuyorum. Bu tarafgirliğe aşinalık kazanmış birisi olarak bizi asıl üzen, bizi asıl rencide eden kutsallarımıza yönelik saldırılardır. Medya organlarının İslam düşmanlığı ve yabancı karşıtlığına bayraktarlık yapması gerçekten utanç vericidir.”

“Özü sözü insan felsefesiyle dünyaya açılan kapımız olan TRT’ye önemli sorumluluklar düşüyor”

Basın özgürlüğü kılıfı altında sergilenen çirkefliklerin, farklı din ve kültüre mensup insanların bir arada yaşama iradesini zehirlemekte olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu nobran tavra bir dur denilmezse bunun acısını Avrupa’yla beraber tüm insanlığın çekeceğini söyledi. Erdoğan, sözlerini şu cümlelerle tamamladı:

“Bu konuda ‘Özü Sözü İnsan’ felsefesiyle dünyaya açılan kapımız olan TRT’ye, özellikle de TRT World’e önemli sorumluluklar düşüyor. TRT World’ün yeni bir dil ile hikâyeyi yeniden anlatmak, mikrofonu konuşturulmayanlara uzatmak, kamerayı görülmeyenlere çevirmek hedefini son derece kıymetli buluyorum. Uluslararası medyanın tekdüzeleştiği günümüzde TRT World haksızlıklara karşı haklının, zalimlere karşı mazlumun, adaletsizliklere karşı adaletin sesi oluyor.

Kuruluşundan bu yana geçen 4 yıllık sürede TRT World’ün aralarında dünya çapında üne sahip gazetecilerin yer aldığı nitelikli kadrosuyla önemli bir boşluğu doldurduğuna inanıyorum. Kendilerine üstlendikleri ağır ama onurlu görevde başarılar diliyorum. Genel Müdüründen muhabirine, teknik elemanlarına kadar tüm TRT çalışanlarını cani gönülden tebrik ediyorum.”

“Kötülük yapanın, suç işleyenin yanına kar kaldığı bir düzenin adı özgürlük olamaz”

Teknolojinin olumlu ve olumsuz yönlerinden bahseden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bir siyasetçi olarak burada bir hususu vurgulamak istiyorum. Hayattaki her şey gibi teknoloji de insan hayatını kolaylaştırmak için vardır. İnsanı maddi ve manevi varlığıyla bir bütün olarak gören dijitalleşme, hepimiz için hayırlı neticeleri beraberinde getirecektir. Ancak hiçbir denetimin olmadığı, keyfiliklere açık, hukukun dışında bir alan olarak algılandığında dijitalleşmenin bizi götüreceği yer faşizmdir. Bunun için dijitalleşme, özgürlüğün alanını genişletirken yeni adaletsizliklere, yeni haksızlıklara, yeni ötekileştirmelere yol açmamalıdır” dedi.

 

Son yıllarda sosyal medya platformlarının kullanımının yaygınlaşmasıyla bu konuda çok ciddi sorunların yaşandığını söyleyen Erdoğan, şunları kaydetti:

“Sınırsız özgürlük bu başlık altında tamamen denetimsiz bir alan oluşturularak yeni mağduriyetlerin oluşmasına sebebiyet veriyor. Kimi zaman mevcut hukuk düzeninin bile yetersiz kaldığı bu durum siber zorbalık başta olmak üzere psikolojik ve sosyal sorunlara kapı aralıyor. Mağdurlar çoğu kez şikâyetlerini ulaştırabilecekleri ne bir muhatap ne de haklarını arayabilecekleri hukuki bir mecra bulabiliyor. Kötülük yapanın, suç işleyenin yanına kar kaldığı bir düzenin adı özgürlük olamaz. Meselenin bir başka boyutu ise sosyal medya platformlarının artan mağduriyetleri önleyecek bir çabanın içine dahi girmemesidir. Devletlerin vatandaşlarını koruma gayesi ile attığı iyi niyetli adımlar ise hemen özgürlüklere müdahale parantezine alınarak akim bırakılmaya çalışılmaktadır. Türkiye olarak bir süredir bu konuda yaşanan haksızlıkları dile getiriyor, kimsenin hiçbir şirketin hukukun üstünde olmadığını vurguluyoruz.”

 

“Türkiye her şart altında vatandaşının hukukunu korumayı sürdürecektir”

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında, geçen aylarda yürürlüğe giren kanuni bir düzenlemeyle sosyal medya şirketlerine Türkiye’de temsilci bulundurma zorunluluğu getirdiklerini söyleyerek konuşmasına şöyle devam etti:

“Bunu yaparken de uluslararası hukukun bize tanıdığı yetki çerçevesinde özgürlük-güvenlik dengesini gözeterek hareket ettik. Vatandaşlarımızı bilhassa da yetişkinlere nazaran daha hassas durumda olan çocuklarımızı korumayı amaçlıyoruz. Temennimiz kendilerini hukukun dışında gören bu kurumların ülkemizin iyi niyetli çabalarına gönüllü bir şekilde destek vermesidir. Aksi takdirde Türkiye her şart altında vatandaşının hukukunu korumayı sürdürecektir.

 

“Ülkemiz çok ciddi haksızlıklara, çifte standartlara maruz kalmıştır”

Dünyada yapılan çalışmaların uluslararası kamuoyuna ulaştırılmasının öneminin giderek arttığını belirten Erdoğan, “Türkiye olarak bu konuda maalesef uzun yılardır çok sıkıntı çekiyoruz. Türkiye’nin uluslararası alandaki başarıları, ülke içinde yaşadığı büyük değişim dış dünyada hakkaniyetli bir şekilde yer almıyor. Hatta çoğu durumda başarılarımız yok sayılarak ya da çarpıtılarak, olduğundan farklı bir şekilde aktarılıyor. Gerçeği keşfetmek için değil, zihinlerdeki oryantalist kalıplara uygun cevaplar bulmak için Türkiye’ye bakılıyor. Özellikle 2013 senesinden itibaren gezi olaylarıyla başlayan süreçte, ülkemiz çok ciddi haksızlıklara, çifte standartlara maruz kalmıştır. Sokakları yakıp yıkanlar, 24 saat canlı yayın yapan uluslararası medya kuruluşları tarafından barışçıl göstericiler olarak lanse edilmiştir” ifadelerini kullandı

Haberi Okumaya Devam Et

DÜNYA

CHP TBMM soru önergesi: Türkiye’nin su yönetimi Katara mı devredildi?

CHP TBMM soru önergesi: Türkiye'nin su yönetimi Katara mı devredildi?
Ak parti ve CHP arasında sular durulmuyor, Katar kavgası devam ederken Türkiye’nin bir çok devlet kurumuna ve Askeri sistemine ortak olan Katar için bu Sefer’de Su yönetimi Katara mı devredildi soru önergesi verildi, Su petrolden değerli olduğunu söyleyen CHP soruların cevaplanmasını istiyor!
CHP Adana Milletvekili Ayhan Barut, “Ülkemizin su kaynakları yönetimini Katar’a devrettiği ileri sürülen, ulusal egemenliğimizi hiçe saydığı belirtilen bu anlaşmanın iptalini talep ediyoruz” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Adana Milletvekili, TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ayhan Barut, Katar’la imzalanan anlaşmalara ilişkin Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli tarafından yanıtlanması istemiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) soru önergesi verdi.

“SU FAKİRİ OLMA YOLUNDA İLERLİYORUZ”

Cumhuriyet’in haberine göre Ayhan Barut, “Yaşamın vazgeçilmez kaynağı olan suyun önemi ortadadır. Bu nedenle ve ülkemizin de taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce, su ve su kaynaklarının korunması, savunulması, doğru kullanılması, herkesçe erişilebilir bir hak olması için hepimize sorumluluklar düşüyor. Maalesef ülkemiz sanılanın aksine su zengini bir ülke değil ve su fakiri olma yolunda hızla ilerliyor. Devlet Su İşleri’nin resmi sitesinde yer alan verilere göre, Türkiye’de yıllık kişi başına düşen su miktarı yaklaşık 1519 metreküp. Bu miktar ile de Türkiye, su kıtlığı çeken ülkeler kategorisinde yer alıyor” dedi.

Türkiye’de su ve su kaynaklarının korunması, herkese yeterli su hakkı için çalışma yapılması gerektiğine dikkat çeken Ayhan Barut, şunları kaydetti:

“Ülkemizde su ve su kaynaklarının korunması, yaşanan sorunların çözümü için çalışma yapılmasını beklerken Türkiye ile Katar arasında, ‘Su Yönetimi Alanında İşbirliği Mutabakat Zaptı’ imzalandığı kamuoyuna yansımıştır. Söz konusu anlaşmanın ülkemiz, su yönetimimiz ve su kaynaklarımız açısından hangi sonuçları doğuracağı bilinmemektedir.

“PETROLDEN KIMETLİ”

Bir çöl ülkesi olan Katar’ın su ihtiyacını büyük ölçüde deniz suyunu arıtarak karşılamaya çalıştığı dile getirilirken, yapılan anlaşmayla kimin suyundan söz edildiği, hangi suyun nasıl yönetileceğine dair bilinmezlikler tedirginlik yaratıyor. Pandemi döneminde gıda güvenliği ve egemenliğinin daha da anlaşıldığı bir süreçte yapılan anlaşmayla ilgili ulusal çıkarlarımız ve su varlığımız ile su kaynaklarımız açısından ortaya çıkan bilinmezliklerin bitirilmesi gerekiyor. Gelecekte suyun öneminin daha da artacağı, su kıtlıkları nedeniyle petrolden çok daha kıymetli olacağı ortada olan suyun korunması noktasında yapılan anlaşmanın ayrıntılarının kamuoyuna açıklanmasını istiyoruz. Ülkemizin su kaynakları yönetimini Katar’a devrettiği ileri sürülen, ulusal egemenliğimizi hiçe saydığı belirtilen bu anlaşmanın iptalini talep ediyoruz.”

“KAMUOYUNA AÇIKLAM YAPACAKMISINIZ?”

CHP Adana Milletvekili Ayhan Barut, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin yanıtlaması talebiyle Meclis’e verdiği önerge şu sorulara yanıt istendi:

– Ülkemizde yıllık kişi başına düşen su miktarı ne kadardır? Bu miktarın, gelecek planlaması yapılarak ne yönde ve ölçüde değişebileceği öngörülmektedir?

– Ülkemizin su kaynakları mevcut durumda yeterli görülmekte midir?

– Türkiye’de su kaynaklarının tespiti ve durumu hakkında bakanlığınızca yapılan bir çalışma söz konusu mudur? Eğer böyle bir çalışma var ise sonuçlarıyla ilgili bilgi verebilir misiniz?

– Türkiye’de su ve su kaynaklarımızın korunması, geliştirilmesi, herkese yeterli su hakkı için spesifik olarak herhangi bir çalışmanız var mıdır?

– Evsel, endüstriyel ve tarımsal atıklarla her geçen gün kirlendiği tespit edilen su kaynaklarımızın korunup geliştirilmesi amacıyla, Türkiye’de yıllık yağış miktarı, suyun buharlaşma oranları, barajların doluluk oranları, tarımsal sulama, içme suyu ve sanayide kullanılan su miktarlarının belirlenmesi için veri kaydı oluşturuyor musunuz, eğer varsa bilgileri paylaşabilir misiniz?

– Türkiye ile Katar arasında imzalandığı duyurulan ‘Su Yönetimi Alanında İşbirliği Mutabakat Zaptı’nın içeriğinde neler vardır?

– Söz konusu anlaşma ile ne amaçlanmaktadır? Böyle bir anlaşma gereksinimi nasıl ve niçin ortaya çıkmıştır?

– Su kaynakları yönetiminin bu anlaşmayla tamamen Katar’a devredildiği doğru mudur, eğer doğruysa kamuoyunun beklentisi doğrultusunda söz konusu anlaşmayı iptal edecek misiniz?

Cumhuriyet

 

Haberi Okumaya Devam Et

Popüler